Siyaset arenasında, bugüne kadar en çok AKP’yi eleştirdim!…

Çünkü: AKP iktidardı ve iktidar olmak yani icra mevkiinde olmak, en çok eleştirilmeyi hak etmek demekti!…

Sayfamı takip edenler bu durumu bilirler!…

Siyaset arenasında, AKP kadar olmasa da, MHP’yi de eleştirdim!…

Çünkü: MHP Türk Milletinin geleceği olan Türk Milliyetçiliği davasının siyasi temsilcisi konumudaydı ve bu yüzden Türk Milliyetçiliği davasını doğru temsil etmediğinde eleştirilmeliydi!…

Son dönemde, 7 Haziran Seçimlerinden sonraki süreçte, sayın Bahçeli’nin duruşunu da çok takdir ettim!…

Bu süreçte; sayın Bahçeli’nin AKP’ye ön şart dayatması da, politikalarını eleştirdiği AKP ile ortak bir iktidar kurmak istememesi de, AKP’nin CHP ve özellikle ortak “çözüm” süreci yürüttükleri HDP ile koalisyon kurmasını önermesi de, CHP ve HDP ile ortak bir muhalefet bloku olmayı reddetmesi de, HDP’yi mecliste yok sayması ve görmezden gelmesi de, gerçekten takdire şayandı!…

Bu süreçte sayın Bahçeli, MHP’nin AKP ile birlikte hükümet kurmak istemediğini bütün açıklığı ile ortaya koydu!…

Ayrıca bu süreçte gerek HDP gerekse CHP, AKP ile hükümet kuramaya çok istekli bir duruş sergilediler, bu da bu süreçte MHP için ayrı bir avantaj oldu!…

Ancak, ne zaman ki AKP, meclisteki diğer partilerle koalisyon hükümeti kurmayı başaramadı ve MHP’nin bu kararlı duruşuna ve “gelme, istemiyoruz” mesajları verilmesine rağmen, zorlanarak da olsa koalisyon için MHP’nin kapısını çaldı!…

İşte o andan sonra, sayın Bahçeli’nin duruşunda ve tutumunda yanlış başladı!…

Çünkü: MHP ile görüşme hükümet kurmak için son virajdı, şayet AKP, MHP ile de hükümet kuramazsa, ülke hükümetsiz kalacak ve anayasa gereği seçim hükümeti kurulacak ve seçim tekrarlanacaktı!…

Bu durum karşısında, MHP’nin, ülkenin hükümetsiz kalmamasını ve seçimin tekrarlanmaması istiyorsa, koalisyon görüşmesine başlamak için ileri sürdüğü ön şartları kaldırması, şartsız görüşme masasına oturmayı kabul etmesi ve sadece “mutabık olunan hususlarda icraat yapmak üzere” bir hükümet kurmak için koalisyon görüşmelerine başlaması gerekirdi!…

Bıraksaydı da, şart ileri süren ve “MHP şartlarımı kabul etmiyor” diyerek hükümeti kurmayan taraf AKP olsaydı!…

Ve MHP de, tekrarlanacak seçime “AKP’nin ileri sürdüğü şartları niçin kabul etmediğini ve bundaki haklılığını halka anlatarak” girseydi!…

Ama bunu yapmadı ve koalisyon hükümeti kurma görüşmesini yapmak için dahi şart dayatan taraf MHP oldu!…

Daha önce süreçte doğru olan bu duruşu, bu saatten sonra aynen sürdürmek yanlıştı!…

Üstelik bu yanlışlığını, Anayasa gereği kurulması gereken seçim hükümetine katılmama kararı ile de devam ettirdi MHP!…

Sayın Tuğrul TÜRKEŞ de, Anayasa çerçevesinde kendisine yapılan “seçim hükümetinde bakan olur musun” teklifini, anayasanın ve devlet adamlığının bir gereği olarak kabul ettiğini bildirdi!…

Sayın Tuğrul TÜRKEŞ, sayın Bahçeli’ye yanlış yapmıştır, bu doğrudur, lakin sayın Bahçeli’nin yaptığı doğru değildir ki, sayın Bahçeli’ye doğru yapsın!…

Bu arada, şayet sayın Bahçeli, seçim hükümetine katılmama yönünde karar alırken, sayın Tuğrul Türkeş’in fikrini sormuşsa ve Tuğrul Türkeş de “seçim hükümetine katılmayalım” demişse, Tuğrul Türkeş ilkesiz bir adamdır ve bu durumda yapılan daveti kabul etmesi de gerçekten tam bir omurgasızlık örneğidir!….

Şayet böyle değilse, yani Tuğrul TÜRKEŞ, “seçim hükümetinde yer alınmaması gerekir” yönünde bir fikir beyan etmemişse, sayın Tuğrul Türkeş’in seçim hükümetinde yer alması doğrudur ve bu yüzden eleştirmek yanlıştır!…